Buralar da her mevsim kıştır, kar yağmaz üşürsün ateş yanmaz üşürsün,

Hiç gitmez gözlerinden donmuş kapıları evlerin,

İpi kopmuş günler ardı sıra dağılır.

Ne ara akşam, üşüyüp girer koynuna bilmezsin

Kundakta yaşamak hüznü büyütür, acını güzel kadınlara benzetirsin. 

Türküler dolanır diline yağmur bekleyişin tenini ıslatır.

Ellerinden tutamadığın hayatın dilsiz bir yabancı olur uzağa düşersin,

Uzağı düşlersin kırılır saçların göğün karanlığına dağılır.

Bir bilinmezlik korkusu kalbin aşka vurur kendini, aşk aldanılmış kitap sayfaları.

Sayfalarından geçer ölüm,

Belki son nefes belki bir meltem esintisinde son sözünü söyler çeker gidersin.

Yazılmamış bir şiirdir gözlerinde ki yaşlar.

Ağlayamazsın ağlarsan incinir minik elleri çocukluğun.

Susamazsın susarsan dökülür içindeki son yaprak

Sen yazılmamış bir romansın çekilmemiş bir fotoğraf, ince parmaklar arasında edilmemiş bir duasın.

Yüzünde hiç bitmeyen umudu, derinlerinde yalnızlığın solgun bakışını  saklarsın

Biriktirdiğin üç beş gülüş ile bir günü bir ayı bir yılı bir ömürü sürersin

Sadaka niyetine gülersin henüz kahrolmamış dünyaya.

Ellerinden tutan bir baba gözlerinde büyüyen bir devdir.

Elleriyle savurur seni meydana dizlerin yaralı ve yabancı evlerde titrek bedenin

Yaşamak tıkırtısında bir çiçektir, büyüyüp gider yokluğu.

Başına varınca kuş sesleri çatlatır kanatır,

Attığı ilmekleri çözemezsin çünkü gizli bir sitemdir gidişi

Yüzünde çirkin bir ıslaklık yüreğin kuyularını sızlatan, kurutan su

Hangi cehennem kabul eder bilmem, bilmem cehennem mi daha sıcaktır şimdi

Yoksa yüreğinde ki kor mu ?

Gecenin nurudur şimdi düşen gözlerine ay saklar içindeki seni

Yaz günlerinde denize açılan kolların boşluğun çıplaklığına sarılır

Kan sürülür tarlana aşk biçilir

Söyle, insan hangi yoklukta dirilir.

Enes Yılmaz