Kırık bir sokağın sessiziyim, evsiziyim kirlenmiş küçük çocukların

Soluma attığım uzatılmış ve kıvrılmış nefesleri özlüyorum

En alttaki kırmızıları, yanık şeker kokularını

Ve ben bensiz kalmış kalıntıları…

Çamaşırlarını yataklarına seren genç kızlar kadar…

 

Elbette demeden edemedim gökyüzünü

Cildini, tırnaklarını ve saçlarını boyayan boya

Onlar da değiştirmedi rengini ama ben hala yalan söylüyorum.

 

Boynumdan sarkıttığım ipler kapılmışsa ahengine

Kafamı kapatan her hamlem karnımı doyurduğunda

Susmuşsam ve ben yırtılmışsam

Olmazdı demeden gökyüzü elbette

Ve elbette sen oradaydın

 

Gerilen yüz kasların, aşağısı kim olsun, yukarısı affet, ben…

Neden dedim, neden bu kadar acı, aslında gülümsenebilecek bir şeyken ahşap tavanlar

Birbirini kıran tabakları özledim, uzun koridor halıfilekslerini

Düzen ve nizam çarpışırken

Kısmışsam bak diye verilenleri

Elbette dedim

Elbette bakmamak olmaz gökyüzüne.

Mehmet Dikici