Son gülüşünü hatırlıyorum son çırpınışını...

Gece yarım olmuş, gri duvarlar arasında saklanmış bir tuval selamlıyor karanlığı, yüzün, ellerin, saçların boyanmış. Küçük bir çocuğun şımarıklığı ile gülüyor gözlerin,dokunuşların usta edasıyla özgürlüğün resmini çiziyor, unutmak ödül müdür? Yoksa ıstırap mı? Bakışlarımı ayıramıyorum yaklaşıp uzaklaşan bir kabus gibi duvarda ki resmin göz bebeklerimi büyütüyor, sığacak yerim yok, Hafızamın yalanlarına aldanacak değilim, kalkıp yürüyorum yaklaştıkça derinleşiyor,  yaklaştıkça, gölgesinde gömüldüğüm çınar ağacının serin rüzgarı vuruyor yüzüme, aslında sen bu resmi çizerken, benim bu çınarın altına gömüleceğimi söylemiştin, surat asmış şaşırmıştım, sonra bir söz döküldü inci dudaklarından ‘’güzel kadınlar ölümün resmini çizer güzel adamlar gıyabında eşlik eder ‘’şimdi anlıyorum çizdiğin resme gece gündüz sabah akşam eşlik ettiğimi. Paslı kapılar gibi gıcırdıyor dişlerim, başım eğik, saçlarımın arasından ıstırabı geçiriyorum, çok yakışıyor ağlarken korkmak, Allah’ım kendi kendime konuşuyorum lan diyesim geliyor içimden, entelektüel bir yaklaşımla lan demek çağın çirkinliğine bulaştığımın kanıtıdır elbette, beynimin içinde sarmaşık büyütüyorum, ben soruyorum, Sokrates cevaplıyor. Dibi tutmuş bardağıma dalıp, altı tünel açıyorum kendime altısına altışar yol ekliyorum, anlamlı cümleler kurup anlamsız bir yol tutuyorum kendime. Çağırıyorum bizimkileri kalkıp geliyorlar, kanepenin örtüsü hiç bozulmamış, az önce ağlayan sen neyi gülüyorsun be adam?

Soruyorlar!

Makul bir cevap arıyorum kendime, kendimi arıyorum umurumda değil örtüsü bozulmamış kanepe, kuşların mı daha mutlu yoksa balıkların mı daha mutlu olduğunun cevabını verebilirsem, muazzam! Muazzam bir çığlık atacağım siz duymayacaksınız, sizin sorularınız asla cevap bulmayacak, umurum da değil…

Babamın eskimiş ayakkabılarını, annemin sesinin güzelliğini ve senin Üsküdar da salınışını unutalı bir an oldu umurumda değil, umurumda değil, umurumda değil. İnsan sevdiğinin adını unutur, sorarlarsa afallar söyleyemem adını peki. sen, sen  benim adımı biliyor musun?  Sana son şiirim diyebilir miyim? Son şarkım, son gülüşüm, son çırpınışım diyebilir miyim sana. Ah gidin başımdan üç köşeli üç adam yanıldım ve güldüm bu sefer yırtılmış ellerimden damlamıyor kan yakışıklı birkaç hücremle öfke kusuyorum bacaklarıma. Bir ses işitiyorum uzaktan bir tıkırtı bir su sesi

Narin zarif incecik ayaklarının beton zeminde çıkarttığı o eşsiz sesi işitiyorum, ağır ağır adımlayışın gelişinin habercisi yine geç kalınmış bir ilaç seansı antidepresanlar, düşüncelerim ağırlaşıyor, gözlerim tavana dikili bedenim hareketsiz, başımı kaldırıp kendine yaslıyorsun adını bilmediğim birkaç ilaç zihnime renk katıyor bir kaçı felçli bedenime dua. Göz kapaklarımla teşekkür ediyorum sana mahcubum ve acınacak haldeyim biliyorum, sen sevmezsin gözyaşımın süzülüşünü ama o gün çıkmıyor aklımdan.

Kutlayacaktık oysa ellerinden parmaklarından çıkan ilk tablonun duvarımızı süsleyişini, bir şeyler içerdik belki, belki dans ederdik belki omuzlarımdan dökülürdü saçların üzgünüm senin tuvale dokunuşlarını düşünürken fark etmedim o eski çirkin otomobili üzgünüm boynumun bu kadar ince yerin bu kadar sert olduğunu bilmiyordum. Seni korkuttuğum için özür dilerim, seni bu rezil filmin başrolü yapmak istemezdim. Gevşiyor bedenim geçecek diyor kulağımdaki melek, yavaşlıyor zaman. Evden çıkarken son gülüşünü hatırlıyorum ameliyathane kapısındaki son çırpınışını.

Gözlerim kapanıyor, bugün de bitiyor bugünde eksiliyorum kendimden içimden derinden tekrar ediyorum yavaşlıyor sözcüklerim:

‘’güzel kadınlar ölümün resmini çizer  güzel adamlar gıyabında eşlik eder  ‘’

Enes Yılmaz