Türk edebiyatının usta ismi Yaşar Kemal’in değişi ile ‘şiir bir çığlıktır, bastırılamayan bir çığlık…’ Şairler şiirleri yazar. Bastırılamayan ne çeşit yangı varsa içlerinde şiir olur. Yani soyutun nesneye dönüşmüş halidir şiir. Şiir büyülüdür aynı zamanda. Her nefes alan kişi kendi yangınına göre okur şairin mısralarını. Bugün burada bir şiirin benim içimdeki dinamizmini, hayatın getirilerinin şiire nasıl yeni bir biçim kattığını anlatmaya çalışacağım. Bu bahsettiğim, şiirin bir insanın içinde derinlik kazanması ya da başka bir şekilde ifade edecek olursak, zamanın alüvyonları ile aynı şiirin içimizde değişime uğrama imkanı aslında. Yani şiir nihayet de aynıdır, şair aynıdır. Fakat okuyucu önceki kendisi ile aynı değildir. Gördükleri, duydukları, sevdikleri, acıları, mutlulukları değişmiştir okuyucunun. Bu yüzden şiir farklı, yeni bir anlam kazanmıştır. Bu değişimi Ahmet Muhip Dranas’ın “Kar” isimli şiiri ile biraz açmak isterim. Ahmet Muhip Dranas ‘Kar’ şiirinde şöyle seslenir:

        “ Sesin nerde kaldı, her günkü sesin

          Unutulmuş güzel şarkılar için

         Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan

         Rüzgar gibi ta eski Anadolu’dan

         Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!”

         Yukarıdaki mısraları ile kar şiiri ilk okuduğumda çarpıcı bir etki yapmıştı zihnimde. Şair “Sesin nerde kaldı?”diye soruyordu ve bentin sonunda “kar içindesin” diye ekliyordu. Burada benim hayalimde canlanan şey, şairin sorusunu yönelttiği, sevdiği o kişiyi çoktan kaybetmiş olması. Sözü edilen kişi belki şiir yazılırken toprağın altında, bir kar gecesinde karların altında. Tabi bu düşünce tamamen şiirin bende can bulma şekli. Belki de şair asla benim anladığımdan bahsetmiyordur. Konumuza tekrar dönecek olursak, kişi bir şiiri okur ve ona bir anlam yükler, şiir kişide can bulur. Fakat okuyucu hayatına devam ederken bir takım yeni izler alır üstüne, yeni hatıralar birikir insanda. Böylece okuyucu aynı şiiri ikinci belki üçüncü kez okuduğunda daha derin, daha farklı bir anlam ile karşılaşır.

          Ahmet Muhip Dranas’ın bu şiiri de benim için ülkemizde yaşanan  acı bir olay ile farklı anlamlar kazandı. Şiir aynıydı fakat okuyucu olan benim yaşantımla derinleşti, yenilendi…Ülkemizde yaşanan acı bir olay demiştim. O olay neydi? Şöyle izah edelim…

         4-5 şubat 2020 tarihlerinde Van-Bahçesaray Karayolu'nda meydana gelen çığ afeti ve ardından yaşanan kaybın acısı büyük oldu ülkemizde. İki ayrı çığ afetinde 41 vatandaşımız hayatını kaybetti, 84 kişi ise yaralandı. Çığ bir doğal afetti, evet. Buna rağmen alınabilecek önlemler var mıydı? Çığ afetinin önlemesi ya da zararın azaltılması mümkün olabilir miydi? Bu sorular hep alanında uzman kişilerin; jeomorfologların, coğrafyacıların, afet uzmanlarının muhattaplık alanında. Bu uzmanlar belki çığ riski yüksek sahalarda çitler, kar toplanmasını engelleyici rüzgar panelleri önerecekler. Fakat tüm bunlar “afet sonrası müdehale” kapsamında olacak.  Afetin sonuçlarını hiç yaşanmamış gibi ortadan silip süpüremeyecek. Çünkü az önce sözü edilen önlemler afet esnasında bölgede mevcut değildi. Ortada kar toplanmasını engelleyici paneller veya çitler yoktu. Kar büyüyerek onca insanımızı teslim almıştı. Ve bu sefer ateş düştüğü yeri değil çığ düştüğü yeri yakmıştı. Bizler ise haberleri, yaşananları takip ettik büyük bir teessürle…

         Henüz çok taze ve acı olan bu olayın kısaca bahsinden sonra konumuza dönelim. Ahmet Muhip Dranas’ın “Kar” şiirinin nasıl aynı kalıp bir okuyucunun zihninde yeni bir anlam kazandığını ifade ediyordum. Yukarıda bahsini ettiğim olaydan sonra ne vakit şairin “Kar” şiirini okusam aklıma Van geliyor. Sanki  “sesin nerede kaldı, her gün ki sesin?” diye seslenen artık Ahmet Muhip Dranas değil. Sanki o ses artık çığda hayatını kaybetmiş kişilerin yakınlarının, onları sevenlerinin sesi…Yine Ahmet Muhip Dranas aynı şiirinde şöyle söylüyordu;

         “Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,

           Allah aşkına, gök, deniz aşkına,

          Yağsın kar üstümüze buram buram. ”

          Bu kıta ile ilgili düşüncelerim yine değişti hazin olaydan sonra. Belki bu sözler artık sadece sevdiklerinin karlar altında kalıp üşümesinden, donarak gözlerini yummasından sonra hala hayatta, sıcakta kalmaktan utanan sevdiklerinin, yakınlarının sözleridir. Ve onlar diyordur ki bu his ile “yağsın kar üstümüze buram buram!” … Yani bu sözleri artık benim için Ahmet Muhip Dranas değil bir koca bir halk söylüyor…

          İşte bu böyledir. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, şahitlik ettiklerimiz bir şiiri önceki okuyuşumuza göre yeni, derin, başka anlamlara kavuşturabilir. Şiirler de hayatlarımız, duygularımız gibi değişir ve içimizde büyüyebilir. Bir şiirin insan içindeki serüvenine kısa bir dokunuş olan bu yazıyı noktalarken bu konu vesilesi ile andığımız Van Çığ Afetinde hayatını kaybeden canlarımızı anmak isterim. Mekanları cennet olsun…

Havlenur Çınar