8 Ağustos 1928'de, İstanbul Beyazıt'ta dünyaya geldi. 19'unda evlendi 20'sinde baba oldu. Yüzlerce şiir yazdı, ödüller aldı. İkinci yeni akımına farklı bir yaklaşım kattı. Cemal Süreya'nın "Fazla şiirden ölen şair." olarak andığı usta isim Edip Cansever Türk Edebiyatında anlamlı izler bıraktı. Artmera Sanat Merkezi Editör Masası bugün usta şairi kaleme alıyor.

İstanbul Beyazıt'ta dünyaya gelen şair ailesiyle taşındığı Haseki'de geçirdiği çocukluk yıllarına ve yaşadığı olaylara yıllar sonra "Ben Ruhi Bey, Nasılım" adını verdiği şiir kitabında yer verecekti. İstanbul Erkek Lisesi mezunu olan Edip Cansever Yüksek Ticaret Okulu'na da girdi, ancak devam etmedi. Çok genç yaşta iş hayatına atılan Edip Cansever Kapalı Çarşıda çalışmaya başladı. İlk şiirleri "İstanbul" adlı bir dergide yayımlandı. Henüz 17'li yaşlarında Ahmet Hamdi Tanpınar'a şiirlerini okutma şansı buldu. Tanpınar'ın şiirleri ile ilgili yorumu "Bu şiirler çok güzel, hepsi de güzel; ama hiçbiri şiir değil" oldu. Bu olay sonrası Edip Cansever "İkindi Üstü" şiirini yazdı. Ancak daha sonra bu şiiri yayımladığı için pişman olduğunu dile getirecekti.

19 yaşında evlenen Edip Cansever 20'sinde baba olmuştu. Tomris Uyar'a hayranlık duyması edebiyat dünyasında bilinen bir gerçekti. Tomris Uyar için her 15 Mart'ta yeni yaşı için bir şiir yazdı, yayımladı; hayranlığını bıkmadan usanmadan dile getirdi.  Tomris Uyar için yazdığı Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir başlıklı eserinde şu dizelere yer verecekti;

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de

Bir kıyıya bakarken, bakarken ki ağlayan yüzünle

Ve yarışırsa ancak Monet'nin

Kadınlarına yaraşan giysilerinle

gördüm de

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Tomris Uyar ise, onun bu hayranlık dolu dizeleri karşısında ''Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana." diyecekti.

"Yerçekimli Karanfil" adını verdiği kitabını yayımladı Edip Cansever. Bu kitapla, 1958'de Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı. 1964'te "Yeni Dergi"nin yayın hayatına girdi. Dergi, 1975'te kapandığından Edip Cansever şiirleri, 1978 – 1980 yılları arasında çıkan, Enis Batur'un yönettiği "Yazı" dergisinde yer alacaktı. 1979'da Doğan Hızlan'ın yönettiği "Hürriyet Gösteri" ve 1981'de yayımlanmaya başlayan "Adam Sanat" dergisinde de yer aldı usta şair.

1966 – 1970 yılları arasında da Cemal Süreya'nın Papirüs dergisinde yayımladı şiirlerini. Onun için önemli olan şiirlerini yazıyor ve yayımlıyor olmaktı. 1976'ya kadar Kapalıçarşı'daki turistik eşya ve halı ticareti yaptığı dükkanla olan bağını tamamen kopardı ve artık sadece şiir yazdı. Aynı yıl, kendisi için de Türk Edebiyatı için de bambaşka bir noktada duran kitabını yayımladı: "Ben Ruhi Bey, Nasılım". O da hak ettiği somut değeri bir yıl içinde buldu; 1977'de TDK Şiir Ödülü'nü aldı. Son olarak "Yeniden" adını verdiği kitapla tüm şiirlerini bir araya getirdi. Bu kez de 1982'de Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü.1957'de yayınlanan, kendisinin de en çok sevilen şiir kitabı 'Yerçekimli Karanfil' ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu.

İkinci Yeni akımında: İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan gibi önemli isimlerle aynı şiir akımında buluşmuştu. İkinci yeniden ayrılan özelliklerini gün yüzüne çıkaran Edip Cansever genel olarak anlamsızlığı savunan bazı şairlerden ayrışarak yeni bir söylem ortaya koymaya çalıştı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiir dünyası yarattı kendisine. Tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirlerinde düz yazıdan da faydalandı . 28 Mayıs 1986 da yaşamını yitiren usta şair "şiiri yazmakla yetinmeyip yaşamayı tercih eden" ve farklı üslubuyla akıllara kazınan bir kalemin sahibi olduğunu hepimize gösterdi.

Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu.

Bakır kaseye çiçekleri koydu.

Sütünü, yumurtasını koydu.

Pencereden gelen ışığı koydu.

Bisiklet sesini, çıkrık sesini,

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu.

Adam masaya,

Aklında olup bitenleri koydu.

Ne yapmak istiyordu hayatta,

İşte onu koydu.

Kimi seviyordu, kimi sevmiyordu,

Adam masaya onları da koydu.

Üç kere üç dokuz ederdi;

Adam koydu masaya dokuzu.

Pencere yanındaydı, gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu.

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu.

Uykusunu koydu, uyanıklığını koydu.

Tokluğunu, açlığını koydu.

Masa da masaymış ha!

Bana mısın demedi bu kadar yüke!

Bir iki sallandı durdu,

Adam ha babam koyuyordu…

(Masa Da Masaymış Ha)

Artmera